Home
16 Ekim 2026 ( 19 izlenme )
Reklamlar

Çalıkuşlarının Çağrısı devamı

Toprağın kokusunun, komşuluğun sıcaklığının ama bir o kadar da çetin kışların ve yokluğun hüküm sürdüğü 1950'li yılların Anadolu’sundan bir kesit:

​Çalıkuşlarının Çağrısı
​1954 yılının tezek kokulu, ayazı bol bir kasım sabahıydı. Toroslar'ın eteklerine kurulmuş Çakılca köyünde güneş, henüz dağların arkasından yeni sıyrılıyor; kerpiç evlerin yassı damlarından yükselen mavi dumanlar, gökyüzünün soğuk maviliğine karışıyordu.beş haneli köyün en yaşlısı Halil Ağa, nasırlı elleriyle tahta bastonuna dayanmış, avlusundaki yaşlı ceviz ağacının altında duruyordu. Üzerindeki tiftik şalvarı, sırtındaki iplikleri soyulmuş yeleği o yılların Anadolu insanının özeti gibiydi. Gözleri, köyün tek toprak yolunda, tozun toprağın arasında kaybolan patikadaydı. Bugün kasabadan "Ajan" radyo gelecek, belki de haftalardır beklenen o yağmur haberini verecekti.
​Derken, patikanın ucunda sarı bir toz bulutu belirdi. Köyün çocukları, yoksulluğun getirdiği ama neşesinden hiçbir şey eksiltmediği yalın ayaklarıyla toza dumana karışarak koşmaya başladılar.Geliyor! Çerçi Hüseyin’in katırı geliyor!"
​Çerçi Hüseyin, kasabadan getirdiği gaz yağını, basma kumaşları, tuz paketlerini ve en önemlisi son ajans haberlerini heybesinde taşırdı. Katırın heybesinden sarkan alacalı basmalar, köyün kadınlarının gözlerinde kısa bir parıltı yarattı. Zira o yıllarda bir metre basma kumaş, bir gelin kızın çeyizindeki en büyük hazineydi.Halil Ağa’nın torunu Mustafa, on iki yaşındaydı. Elinde tahtadan oyduğu sapanıyla çerçinin yanına ilk varan oldu. Mustafa’nın en büyük hayali, kasabadaki o tek odalı okula gidip okumaktı. Ama köyde ne okul vardı ne de öğretmen... Gaz lambasının cılız ışığında dedesinin anlattığı eski cenk hikâyelerini dinleyerek büyüyordu.
​Çerçi Hüseyin, meydandaki çınar ağacının altına katırını bağladı. Çevresini bir anda köyün erkekleri sardı. Hüseyin, yeleğinin cebinden pilli, küçük kutu gibi radyonu çıkardı. O yıllarda köye radyo girmesi büyük olaydı.Ağalar, toplanın!" dedi Hüseyin. "Ankara Radyosu ajansı verecek şimdi."
​Köyün yaşlısı, genci, kadını, çocuğu çınarın etrafında halkanın bir parçası oldu. Derin bir sessizlik çöktü. Sadece rüzgârın kurumuş meşe yapraklarını savuran sesi duyuluyordu. Cızırtılı bir ses yükseldi kutudan:
​"Burası Ankara Radyosu... Şimdi haberler..."Radyodan yayılan o ses, Anadolu'nun bu unuttuğu köye dış dünyadan ulaşan tek köprüydü. Menderes hükümetinin yeni açtığı yollardan, Kore’den dönen askerlerden, bereketli geçen buğday rekoltesinden bahsediyordu speaker. Köylüler için haberin en önemli kısmı sonundaydı: Hava durumu.
​"Yarın Orta Anadolu ve güney kesimlerinde kuvvetli yağmur bekleniyor..."
​Halil Ağa derin bir nefes aldı. İki elini semaya kaldırdı: "Şükürler olsun yaradana... Toprak çatlamıştı, tohumlar kuruyacaktı."​O akşam köyde ayrı bir bayram havası vardı. Kurak geçen aylardan sonra yağmurun haberi bile kerpiç evlerin içine bereket umudu düşürmüştü. Kadınlar kuzinede kurutulmuş tarhanadan çorba pişirdi, bakır sahanlarda bulgur pilavı demlendi.
​Günün son ışıkları çekilip zifiri karanlık çöktüğünde, evlerin pencerelerinden gaz lambalarının sarı, titrek ışıkları sızmaya başladı. Mustafa, evlerinin eşiğinde oturmuş, gökyüzünde belirmeye başlayan kara bulutlara bakıyordu. İlk yağmur damlası yanağına düştüğünde gülümsedi.1950'lerin Anadolusunda hayat zordu; yol yoktu, elektrik yoktu, doktor iki gün mesafedeydi... Ama toprağın kokusu, bir tas sıcak çorba ve yarın yağacak yağmurun umudu, bu insanların yüreğini ısıtmaya yetiyordu.
​1950'ler Anadolu köy hayatına dair merak ettiğiniz özel bir bölge (Ege, Karadeniz, Doğu Anadolu vb.) ya da belirli bir tema (okul/öğretmen hikâyeleri, tarımda makineleşmeye geçiş vb.) var mı?

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Kız Kaybolduktan 7 Ay Sonra Annesi Banyoda Kamera Buldu, Kaydı İzleyince Gözlerine İnanamadı.ayrıntılar Atilla Taş’ın Kızı Sezen Taş’ın Vefatının Ardından Eski Eşinden İlk Açıklama Doktorlar kuru fasulye yem.. Ayrıntılar Toprağın Sesi, Kadının Yükü