Toprağın Sesi, Kadının Yükü

Şimdi, tandırın başında otururken dışarıdan rüzgârın uğultusu geliyordu. Bozkırın rüzgârı tıpkı Anadolu kadınının kaderi gibiydi; sert, acımasız ama bir o kadar da mağrur. Zehra Ana başındaki oyalı tülbendi biraz daha sıktı. O oyaların her bir ilmeğinde bir ah, her renginde yarım kalmış bir hayal saklıydı.
​Yeşili umuttu—hiç gelmeyen baharların umudu.
Kırmızısı sevdaydı—hiç yaşanamamış, utanç sayılmış sevdaların rengi.
Siyahı ise yas—ömür boyu bitmeyen o sessiz matamın iziydi.
Reklamlar